EŞŞEĞE GEM VURMA… KENDİNİ AT SANIR 20/07/2010
Yayına Sokan: Moy_web Yayınlanma Tarihi: 2010/7/21 (525 Kere Okundu)
EŞŞEĞE GEM VURMA… KENDİNİ AT SANIR 20/07/2010
Öncelikle GEM kelimesine yabancı olan kişiler varsa onlara açıklayalım. Atlara takılan ve atların ağızlarının içinde duran, iki küçük demir parçası olan ve ata kumanda etmeye yarayan bir aygıttır. Bildiğim kadarı ile sadece atlara takılıyor. At da tarihte insanlarla birlikte anılan yegâne ve çok sevimli bir hayvandır.
Yukarıdaki söze gelmeden önce size Bertrand RUSSEL’in bir sözünü hatırlatmak isterim. ”Dünyanın sorunu: akıllılar hep kuşku içinde iken, Aptalların; küstahça kendilerinden emin olmalarıdır.” Bu ne demek şimdi. İşte düşünen kafalar belki de aynı konuyu zamana ve zemine uyarak değişik kelimelerle ifade etmişlerdir. Ki derinlere indiğinizde aynı sonucu elde edersiniz. Yukarıda da eşek olarak cahilleri at olarak da akıllı olanları kasdetmişdir. Yani etrafınızı bir kontrol edin; iki türlü insan görürsünüz. Akıllılar ve aptallar… Ama aptala biraz yüz verdiğiniz, biraz kıymet verdiğinizde kendini çok akıllı sanır ve biraz sonra sizi yönetmeye kalkar, akıllar verir, hatalarınızı düzelttiğini zanneder.İşte dünyanın sorunu budur demekle RUSSEL çok haklı yani. Adama bir HİÇ olduğunu anlatamazsınız. Onun için eşeğe gem vurma kendini at sanır. Böyle tipler her toplulukta olduğu gibi müzik topluluklarında da var. Adam yerine koyar, bir solo verirsiniz, kendini PAVAROTTİ sanır, vazgeçilmez olduğuna inanır. Tafrasından geçilmez artık. Ama ne mal olduğu kısa zamanda ortaya çıkar. Geçen yazımızda ne demiştik? ”ZERDÛŞ PALAN VURSAN EŞEK YİNE EŞEKTİR. Altından yapılmış semer bile eşeği eşeklikten kurtarmıyor yani. Hani havanda ne kadar döversen döv, ŞAP şeker olmayacağı gibi cahile veya aptala ne kadar anlatırsan anlat, cahilliğini veya aptallığını kabul etmez. Bir de bunun tersi var; KİŞİ NOKSANINI BİLMEK KADAR İRFAN OLAMAZ. İsterseniz bunu da kelimeleri bilmeyenler için biraz açalım:
Bir insan (bilgi ve kültür) eksikliklerinin neler olduğunu biliyorsa,
O insan kadar kültürlü ve bilgili kimse olamaz, kendi hatalarını biliyorsa büyük bir kültür ve kabiliyete sahip demektir. Hepimizin çevresinde her türlü insan var. Bu açıdan etrafınıza bir bakının, nice tipler görürsünüz.
“nice insanlar görürsünüz, üstlerinde elbise yoktur, nice elbiseler görürsünüz; içlerinde İNSAN yoktur” yani içinde insan olan elbiseyi bulmak çok zor arkadaş… Bulana ne mutlu.Kaç tane (hakiki)dostunuz varsa o kadar zenginsiniz demektir.
Dost dediğiniz kötü gününde, insanın yanında olan kişilere denir. Çocukluğumuzda bir hikâye anlatırlardı.”Bir delikanlı babasına çok dostu olduğundan bahseder. Babası hepsine inanmamasını söyler, Delikanlı ısrar edince babası gel bir sınama yapalım der. Delikanlı kabul eder.
Bir çuvala kesilmiş, derisi yüzülmüş bir koyun koyarlar. Baba ‘hadi git o arkadaşına. Ben bir cinayet işledim, gel bunu senin evin bahçesine gömelim de…der. Çocuk gider arkadaşına,aynen söyler, arkadaşı aman beni karıştırma, başımı derde sokma v.s. bahanelerle bunu reddeder. İkinci üçüncü ve dördüncü ( dost bildiği) arkadaşı da aynı şekilde reddeder. Sonunda babası “ şimdi benim 40 yıllık dostuma git. Aynı şeyleri söyle “der. Çocuk gider. ”Amca ben cinayet işledim. Babam saklaman için beni sana gönderdi “der. Adam kapının dışına etrafına bakar.”Aman seni kimse görmesin, gel içeri evladım, arka bahçeye beraberce gömelim” der. İşte ilk adımda yapılacak dostluk budur. Gerçi bu bir hikâye. Sonradan “hadi gel polise gidelim. Teslim ol. Adaletten kaçılmaz “ diye devam etmişlerdir herhalde. Artık orası dostluk tarifinin dışında, başka medeni vasıfları ilgilendiren hususlar olduğu için oralara girmeyelim. (Dersimiz hukuk değil.)
Şair de öyle söylemiş: “ Bir dost bulamadım, gün akşam oldu.” Tabii burada da bahsedilen dost, insan olarak yaratılmış varlıklar.. Yoksa bir de HAKK DOST var. O ’nu bulmak tamamen içi ALLAH sevgisi ile dolu olan kişilere müyesser olur. Allah sevgisi sorsan herkeste vardır. Ama sorarsın; Hayvanlara eziyet etmek, onları aç bırakmak , koyduğumuz su kabını kasten devirip hayvanları susuz bırakmak İNSANLIK DIŞI bir hareket değil mi diye. Ses yok. Çünkü bunları da o yapmaktadır. Bu tipler genellikle yazlıkçılardan çıkıyor. Ben yazlıkçılara karşı değilim. Ama maalesef tatil yörelerinin ekonomisi çoklukla yazlıkçılara bağlı. Aile geliyor, küçük bir kedi alıyor, çocuğu veya züppe kızı eğlensin diye.Yaz sonunda giderken o zavallı sokağa alışmamış kediyi ( veya köpeği) sokağa bırakıyor. Yaz sonunda sokaklar sahipsiz bir sürü hayvan doluyor. Bir de kendinde insanlık terbiyesi olmayan tipler var. Yıllardan beri sokakta geçinen, o çevrenin halkı tarafından beslenen sevilen hayvanlara takan soysuzlar var. Kendi sevmediği gibi çocuklarına da hayvan sevgisi aşılamayan bu soysuzlar komşularını da küçük görmekte ve onları “ köpekleri beslemek”le suçlarlar, Böylelerine ben “ Sen de aç ve susuz kalsan seni de beslerim” diyorum. Ne demek istediğimi anlamıyor. Bön bön bakıyor. Ben sokak hayvanlarını böylelerinden daha çok seviyorum. Çünkü hayvancıklar hayvanlıklarını biliyor, bunlar bilmiyor.
Onlara sorarsanız çok insancıldırlar, çok iyilik severdirler. Hayvan aç kalmasın diye merhameten(!) zehirlerler Bazı belediye elemanları da böylelerine el altından yardım ederler mi dersiniz ? Zavallı Başkan ne yapsın? Ama akıllı ve insaflı ve de iz’anlı Başkanlar müşterek bir hayvan barınağı için çözüm ararlar.( Bu konudaki haberleri bekleyelim)…
Bakın söz nerelere geldi. Bu konuda dertliyim. Benim gibi dertli olan bir Veterinerle uzun uzun sohbet ettik. Alınacak pek çok tedbir var ama
“ söylesen tesiri yok, sussan gönül razı değil”….
Aptallık belli bir guruba veya topluluğa münhasır değildir. Her meslekte olabilir. Meselâ avukatlıkta.
Asağıdakiler mahkemelerde avukatlar tarafından sorulmuş gerçek sorulardan derlenmiştir:
**** "Uykusunda ölen bir insan, ertesi günün sabahına kadar bunun farkına varamaz, değil mi doktor?"
****"En genç olan oğlunuz, hani şu 20 yaşında olan, kaç yaşındaydı?"
**** "Resminiz çekilirken orada mıydınız?"
**** "Yalnız mıydınız, yoksa kendi başınıza mıydınız?"
**** "Savaşta öldürülen kardeşiniz miydi yoksa siz miydiniz?"
**** "Sizi öldürdü mü?"
**** "Çarpışma esnasında araçlar arasında ne kadar mesafe vardı?"
**** "Oradan ayrılana kadar orada mı kaldınız?"
****"Kaç kere intihar etmeyi başardınız?"
****Soru: "8 ağustosta mı hamile kaldınız?"
Cevap: "Evet."
Soru: "peki o anda siz ne yapıyordunuz?"
**** Soru: "Üç çocuğunuz var, değil mi?"
Cevap: "Evet."
Soru: "Kaçı erkek?"
Cevap: "Erkek yok."
Soru: "Hiç kızınız var mı?"
****Soru: "Merdivenler alt bodruma iniyor dediniz, değil mi?"
Cevap: "Evet."
Soru: "Peki bu merdivenler yukarı da çıkıyor muydu?"
****Soru: "Bay ___, geçen yaz kusursuz bir balayına çıktınız, değil mi?"
Cevap: "Evet, Avrupa'ya..."
Soru: "Eşiniz de sizinle geldi mi?"
Soru: "İlk evliliğiniz niçin sona ermişti?"
Cevap: "Ölüm sebebiyle."
Soru: "Kim ölmüştü?"
**** Soru: "Şüpheliyi tarif edebilir misiniz?"
Cevap: "Orta boyluydu, sakalı vardı."
Soru: "Erkek miydi yoksa kadın mı?"
**** Soru: "Bugüne kadar kaç ölü üzerinde otopsi yaptınız, doktor?"
Cevap: "Bugüne kadarki bütün otopsilerimi ölüler üzerinde yaptım."
****Soru: "Bütün cevaplarınız sözlü olmak zorunda, anlaştık mı? Şimdi, hangi okula gidiyorsunuz?"
Cevap: "Sözlü."
****Soru: "Otopsiye başladığınız zamanı hatırlıyor musunuz?"
Cevap: "Aksam 8:30 civarında basladık."
Soru: "Bay___ o esnada ölü müydü?"
Cevap: "Hayır, sandalyeye oturmuş neden otopsi yaptığımı merak ediyordu."
****Soru: "İdrar örneği verme imkanınız var mı?"
Cevap: "Kendimi bildim bileli yapabilirim."
**** Soru: "Otopsiye başlamadan önce Bay _'in nabzına baktınız mı doktor?"
Cevap: "Hayır."
Soru: "Kalbini dinlediniz mi?"
Cevap: "Hayır."
Soru: "Nefes alıp almadığını kontrol ettiniz mi?"
Cevap: "Hayır."
Soru: "O halde siz otopsiye başlarken Bay ___ hala yaşıyor olabilir, değil mi?"
Cevap: "Hayır."
Soru: "Nasıl bu kadar emin olabiliyorsunuz, doktor?"
Cevap: "Çünkü adamın beyni masamın üstünde bir kavanozun içindeydi."
Soru: "Yine de hasta hala yaşıyor olamaz mıydı?"
Cevap: "Evet, hatta şu anda bir mahkeme salonunda avukatlık yapıyor olabilir." ….GÖRDÜNÜZ MÜ NE KADAR AKILLICA (!) SORULAR….
Yukarıdaki aptallık –akıllılık konusundaki bu yazımı okuyunca içinde ne bir müzik buldum ne de iç açıcı sohbet.
Ama ne edersiniz ki bütün yazdıklarım siz hisseden okurlar için de birer realite. Hadi bugün içinizi karartmayayım. Konuyu burada keseyim. Haftaya KÜÇÜKKUYU konserimizden bahsederim inşallah, ama gelemeyenlere tabii.. Yoksa imkanı olanları 25 Temmuz’ da Küçükkuyu meydanındaki Halka açık konserimize bekliyorum. Veya 29 Temmuz’da Altınoluk ANFİ de…Saat 20.30 da başlar. Ama siz öğleden gelip yerinizi alın.(!!!) Şimdilik hoşça kalın..
Öncelikle GEM kelimesine yabancı olan kişiler varsa onlara açıklayalım. Atlara takılan ve atların ağızlarının içinde duran, iki küçük demir parçası olan ve ata kumanda etmeye yarayan bir aygıttır. Bildiğim kadarı ile sadece atlara takılıyor. At da tarihte insanlarla birlikte anılan yegâne ve çok sevimli bir hayvandır.
Yukarıdaki söze gelmeden önce size Bertrand RUSSEL’in bir sözünü hatırlatmak isterim. ”Dünyanın sorunu: akıllılar hep kuşku içinde iken, Aptalların; küstahça kendilerinden emin olmalarıdır.” Bu ne demek şimdi. İşte düşünen kafalar belki de aynı konuyu zamana ve zemine uyarak değişik kelimelerle ifade etmişlerdir. Ki derinlere indiğinizde aynı sonucu elde edersiniz. Yukarıda da eşek olarak cahilleri at olarak da akıllı olanları kasdetmişdir. Yani etrafınızı bir kontrol edin; iki türlü insan görürsünüz. Akıllılar ve aptallar… Ama aptala biraz yüz verdiğiniz, biraz kıymet verdiğinizde kendini çok akıllı sanır ve biraz sonra sizi yönetmeye kalkar, akıllar verir, hatalarınızı düzelttiğini zanneder.İşte dünyanın sorunu budur demekle RUSSEL çok haklı yani. Adama bir HİÇ olduğunu anlatamazsınız. Onun için eşeğe gem vurma kendini at sanır. Böyle tipler her toplulukta olduğu gibi müzik topluluklarında da var. Adam yerine koyar, bir solo verirsiniz, kendini PAVAROTTİ sanır, vazgeçilmez olduğuna inanır. Tafrasından geçilmez artık. Ama ne mal olduğu kısa zamanda ortaya çıkar. Geçen yazımızda ne demiştik? ”ZERDÛŞ PALAN VURSAN EŞEK YİNE EŞEKTİR. Altından yapılmış semer bile eşeği eşeklikten kurtarmıyor yani. Hani havanda ne kadar döversen döv, ŞAP şeker olmayacağı gibi cahile veya aptala ne kadar anlatırsan anlat, cahilliğini veya aptallığını kabul etmez. Bir de bunun tersi var; KİŞİ NOKSANINI BİLMEK KADAR İRFAN OLAMAZ. İsterseniz bunu da kelimeleri bilmeyenler için biraz açalım:
Bir insan (bilgi ve kültür) eksikliklerinin neler olduğunu biliyorsa,
O insan kadar kültürlü ve bilgili kimse olamaz, kendi hatalarını biliyorsa büyük bir kültür ve kabiliyete sahip demektir. Hepimizin çevresinde her türlü insan var. Bu açıdan etrafınıza bir bakının, nice tipler görürsünüz.
“nice insanlar görürsünüz, üstlerinde elbise yoktur, nice elbiseler görürsünüz; içlerinde İNSAN yoktur” yani içinde insan olan elbiseyi bulmak çok zor arkadaş… Bulana ne mutlu.Kaç tane (hakiki)dostunuz varsa o kadar zenginsiniz demektir.
Dost dediğiniz kötü gününde, insanın yanında olan kişilere denir. Çocukluğumuzda bir hikâye anlatırlardı.”Bir delikanlı babasına çok dostu olduğundan bahseder. Babası hepsine inanmamasını söyler, Delikanlı ısrar edince babası gel bir sınama yapalım der. Delikanlı kabul eder.
Bir çuvala kesilmiş, derisi yüzülmüş bir koyun koyarlar. Baba ‘hadi git o arkadaşına. Ben bir cinayet işledim, gel bunu senin evin bahçesine gömelim de…der. Çocuk gider arkadaşına,aynen söyler, arkadaşı aman beni karıştırma, başımı derde sokma v.s. bahanelerle bunu reddeder. İkinci üçüncü ve dördüncü ( dost bildiği) arkadaşı da aynı şekilde reddeder. Sonunda babası “ şimdi benim 40 yıllık dostuma git. Aynı şeyleri söyle “der. Çocuk gider. ”Amca ben cinayet işledim. Babam saklaman için beni sana gönderdi “der. Adam kapının dışına etrafına bakar.”Aman seni kimse görmesin, gel içeri evladım, arka bahçeye beraberce gömelim” der. İşte ilk adımda yapılacak dostluk budur. Gerçi bu bir hikâye. Sonradan “hadi gel polise gidelim. Teslim ol. Adaletten kaçılmaz “ diye devam etmişlerdir herhalde. Artık orası dostluk tarifinin dışında, başka medeni vasıfları ilgilendiren hususlar olduğu için oralara girmeyelim. (Dersimiz hukuk değil.)
Şair de öyle söylemiş: “ Bir dost bulamadım, gün akşam oldu.” Tabii burada da bahsedilen dost, insan olarak yaratılmış varlıklar.. Yoksa bir de HAKK DOST var. O ’nu bulmak tamamen içi ALLAH sevgisi ile dolu olan kişilere müyesser olur. Allah sevgisi sorsan herkeste vardır. Ama sorarsın; Hayvanlara eziyet etmek, onları aç bırakmak , koyduğumuz su kabını kasten devirip hayvanları susuz bırakmak İNSANLIK DIŞI bir hareket değil mi diye. Ses yok. Çünkü bunları da o yapmaktadır. Bu tipler genellikle yazlıkçılardan çıkıyor. Ben yazlıkçılara karşı değilim. Ama maalesef tatil yörelerinin ekonomisi çoklukla yazlıkçılara bağlı. Aile geliyor, küçük bir kedi alıyor, çocuğu veya züppe kızı eğlensin diye.Yaz sonunda giderken o zavallı sokağa alışmamış kediyi ( veya köpeği) sokağa bırakıyor. Yaz sonunda sokaklar sahipsiz bir sürü hayvan doluyor. Bir de kendinde insanlık terbiyesi olmayan tipler var. Yıllardan beri sokakta geçinen, o çevrenin halkı tarafından beslenen sevilen hayvanlara takan soysuzlar var. Kendi sevmediği gibi çocuklarına da hayvan sevgisi aşılamayan bu soysuzlar komşularını da küçük görmekte ve onları “ köpekleri beslemek”le suçlarlar, Böylelerine ben “ Sen de aç ve susuz kalsan seni de beslerim” diyorum. Ne demek istediğimi anlamıyor. Bön bön bakıyor. Ben sokak hayvanlarını böylelerinden daha çok seviyorum. Çünkü hayvancıklar hayvanlıklarını biliyor, bunlar bilmiyor.
Onlara sorarsanız çok insancıldırlar, çok iyilik severdirler. Hayvan aç kalmasın diye merhameten(!) zehirlerler Bazı belediye elemanları da böylelerine el altından yardım ederler mi dersiniz ? Zavallı Başkan ne yapsın? Ama akıllı ve insaflı ve de iz’anlı Başkanlar müşterek bir hayvan barınağı için çözüm ararlar.( Bu konudaki haberleri bekleyelim)…
Bakın söz nerelere geldi. Bu konuda dertliyim. Benim gibi dertli olan bir Veterinerle uzun uzun sohbet ettik. Alınacak pek çok tedbir var ama
“ söylesen tesiri yok, sussan gönül razı değil”….
Aptallık belli bir guruba veya topluluğa münhasır değildir. Her meslekte olabilir. Meselâ avukatlıkta.
Asağıdakiler mahkemelerde avukatlar tarafından sorulmuş gerçek sorulardan derlenmiştir:
**** "Uykusunda ölen bir insan, ertesi günün sabahına kadar bunun farkına varamaz, değil mi doktor?"
****"En genç olan oğlunuz, hani şu 20 yaşında olan, kaç yaşındaydı?"
**** "Resminiz çekilirken orada mıydınız?"
**** "Yalnız mıydınız, yoksa kendi başınıza mıydınız?"
**** "Savaşta öldürülen kardeşiniz miydi yoksa siz miydiniz?"
**** "Sizi öldürdü mü?"
**** "Çarpışma esnasında araçlar arasında ne kadar mesafe vardı?"
**** "Oradan ayrılana kadar orada mı kaldınız?"
****"Kaç kere intihar etmeyi başardınız?"
****Soru: "8 ağustosta mı hamile kaldınız?"
Cevap: "Evet."
Soru: "peki o anda siz ne yapıyordunuz?"
**** Soru: "Üç çocuğunuz var, değil mi?"
Cevap: "Evet."
Soru: "Kaçı erkek?"
Cevap: "Erkek yok."
Soru: "Hiç kızınız var mı?"
****Soru: "Merdivenler alt bodruma iniyor dediniz, değil mi?"
Cevap: "Evet."
Soru: "Peki bu merdivenler yukarı da çıkıyor muydu?"
****Soru: "Bay ___, geçen yaz kusursuz bir balayına çıktınız, değil mi?"
Cevap: "Evet, Avrupa'ya..."
Soru: "Eşiniz de sizinle geldi mi?"
Soru: "İlk evliliğiniz niçin sona ermişti?"
Cevap: "Ölüm sebebiyle."
Soru: "Kim ölmüştü?"
**** Soru: "Şüpheliyi tarif edebilir misiniz?"
Cevap: "Orta boyluydu, sakalı vardı."
Soru: "Erkek miydi yoksa kadın mı?"
**** Soru: "Bugüne kadar kaç ölü üzerinde otopsi yaptınız, doktor?"
Cevap: "Bugüne kadarki bütün otopsilerimi ölüler üzerinde yaptım."
****Soru: "Bütün cevaplarınız sözlü olmak zorunda, anlaştık mı? Şimdi, hangi okula gidiyorsunuz?"
Cevap: "Sözlü."
****Soru: "Otopsiye başladığınız zamanı hatırlıyor musunuz?"
Cevap: "Aksam 8:30 civarında basladık."
Soru: "Bay___ o esnada ölü müydü?"
Cevap: "Hayır, sandalyeye oturmuş neden otopsi yaptığımı merak ediyordu."
****Soru: "İdrar örneği verme imkanınız var mı?"
Cevap: "Kendimi bildim bileli yapabilirim."
**** Soru: "Otopsiye başlamadan önce Bay _'in nabzına baktınız mı doktor?"
Cevap: "Hayır."
Soru: "Kalbini dinlediniz mi?"
Cevap: "Hayır."
Soru: "Nefes alıp almadığını kontrol ettiniz mi?"
Cevap: "Hayır."
Soru: "O halde siz otopsiye başlarken Bay ___ hala yaşıyor olabilir, değil mi?"
Cevap: "Hayır."
Soru: "Nasıl bu kadar emin olabiliyorsunuz, doktor?"
Cevap: "Çünkü adamın beyni masamın üstünde bir kavanozun içindeydi."
Soru: "Yine de hasta hala yaşıyor olamaz mıydı?"
Cevap: "Evet, hatta şu anda bir mahkeme salonunda avukatlık yapıyor olabilir." ….GÖRDÜNÜZ MÜ NE KADAR AKILLICA (!) SORULAR….
Yukarıdaki aptallık –akıllılık konusundaki bu yazımı okuyunca içinde ne bir müzik buldum ne de iç açıcı sohbet.
Ama ne edersiniz ki bütün yazdıklarım siz hisseden okurlar için de birer realite. Hadi bugün içinizi karartmayayım. Konuyu burada keseyim. Haftaya KÜÇÜKKUYU konserimizden bahsederim inşallah, ama gelemeyenlere tabii.. Yoksa imkanı olanları 25 Temmuz’ da Küçükkuyu meydanındaki Halka açık konserimize bekliyorum. Veya 29 Temmuz’da Altınoluk ANFİ de…Saat 20.30 da başlar. Ama siz öğleden gelip yerinizi alın.(!!!) Şimdilik hoşça kalın..




