MÛSIKÎNİN YAPI TAŞLARI
Yayına Sokan: Moy_web Yayınlanma Tarihi: 2010/1/29 (222 Kere Okundu)
MÛSIKÎNİN YAPI TAŞLARI
Bugün çoktan beri ihmal ettiğimiz Musıkî’ye dönelim. Hepinizin içinde bir bestekârlık ruhu olduğunu varsayarak bestekârlık konusunda biraz tiyo verelim istedim.
Bestekârlık esas olarak bir ALLAH vergisidir. Benim tanınmış bestekârlara söylediğim bir şey var, bana sen de ( bir beste yap) dediklerinde bunu söylüyorum ve ekliyorum: ”Bestekâr olunmaz, Bestekâr doğulur. Bende o yetenek yoksa ben n’apabilirim “diyorum. Ama iteleye kakalaya bana da üç beste yaptırdılar ve bunlar TRT’den geçti. Dördüncü bestem henüz tasdike gitmedi, yanlış anlamayın, beni sadece beste yapmaya teşvik ettiler ve ufak tashihlerle, düzeltmelerle tamamlattılar.
Türk mûsıkîsindeki bir bestede üç adet unsur bulunur. Güfte, makam ve usul. Önce güfte gelir. Biliyorsunuz güftesiz eserlere SAZ ESERİ denir, peşrevler semaîler v.s. Sözlerden oluşan Güfte eserin belkemiğini teşkil eder. Güfte seçimi çok önemli olduğu için bestekâr uzun uzun araştırır. Bazen de bir yakınının şiirini hatır için bestelemek de var, ama o zaman ya şiir sırıtır, ya da “melodi” yani beste. Genel olarak aruz vezni ile yazılan şiirler daha kolay bestelenir. Sonra hece vezni gelir kolaylıkta. En sonda ise ki ben hiç hoş bulmam o tarzı; serbest vezin gelir. Güfteye karar verildikten sonra bu sözler hangi makama ve usule tatbik edilecek, onun araştırılması yapılır ve mısra mısra melodiler oturtulmaya başlanır, yani beste oluşmaya başlar. Bu husus bir kaç defa tekrar edilir. Sonunda beste kendine yakışan usul ve makama oturmuş olur. Bu karmaşa tabii benim gibi acemi bestekârlar içindir. Ustalar her an beste mırıldanırlar yaşadıkları ortam ne olursa olsun.
Size bir anımı nakledeyim: Yıllar önce üyesi olduğum kooperatifin daire tespiti için kurra çekimi toplantısına gittim. Salona girince orada oturan Meşhur bestekâr, (Koro şefi, yazar, sevgili dostum) Erol Sayan’ hocayı gördüm. Gel otur dedi. Yanında boş yer var. Ben de oturdum. Etraf, ailelerin ve çoluk çocukların gürültüsü ile ayyuka çıkmış durumda. Çekilişe vakit var. Biraz sohbetten sonra Erol Sayan bana, Gel Fahir hadi bir şarkı besteleyelim dedi. Ben o gürültüde nasıl beste yapabileceğimizi düşünürken, Erol hoca mırıldanmaya başladı bile. Âmîr Ateş Hoca’da öyle: Meselâ tavlada bir taraftan attığı zarı oynarken bir taraftan da yeni bir bestenin kelimelerini seslendirir. Besteleri de çok güzeldir tavla oynaması da…Bu iki güzeli nasıl birlikte uygulayabiliyor, hayretler içindeyim.
Bu kadar laftan sonra gelelim gene konumuza .
Bestekârlık bir takım Edebiyat ve mûsıkî bilgileri gerektirir. Doğru kelimelerden oluşan anlamlı bir şiir seçecek. Buna uygun bir usul tesbit edecek ve hangi makamdan besteleyeceğine karar verecek. Tabii bütün bu safhaları geçebilmek için Türk müziği makamlarına, usullere ve edebiyata hakim olacak. Bunlar olmadan bir eser ortaya çıkmaz.(Ben yaptım oldu) diyenlere sözüm yok . Hani (Abdestsiz namaz kılınmaz demiş, karşısındaki( ben kıldım kılındı) deyince ne denir?...Yani demem o ki bir beste yapmaya kalktığınızda önce edebiyat ( yani Türkçe) bilginizi kontrol edin, sonra bu güfteye en uygun usulü bulun , sonra yakışan bir makam seçin. Şimdi besteye başlayabilirsiniz. Bitirince bana da haber verin ki bestenizi tashih edecek bir bestekâr arayalım. Bulamazsak gazeteye ilan veririz.
Amerikada bir profesör, ilmi bir araştırma için maymuna gerek duymuş, yakalayacak avcılar için gazeteye ilan vermiş, nasıl oldu ise TEMEL de bu ilanı okumuş, Prof.’a mektup yazmış.”ben bir köpek ve bir tüfekle sana maymun avlarım” diye ..Tamam. Prof. kabul etmiş. Beraberce Afrikaya, çok maymun bulunan bölgeye gitmişler. Bir ağacın üzerinde bir maymun görmüşler. Temel ağacı var gücü ile sallamış, maymun düşünce köpek üzerine atlamış ve becermiş maymunu. Maymun çok mutlu, Mestü- bîtap.. Atmışlar kafese.Tekrar başka bir maymun görmüşler,Temel gene sarsmış ağacı. Maymun yerde,köpek üzerinde, görevde..
Başka bir ağaçta çok ender bulunan bir maymun daha görmüşler, Prof. ”mutlaka isterim bu tür maymunu” demiş.Temel ağacı sarsmış, hayvan daha yüksek dallara çıkmış, sarstıkça hayvan yükselmiş. Bakmış ki sarsmakla olmayacak, Temel tüfeğini Amerikalıya vermiş.” Al bunu” demiş, “ben ağaca çıkıyorum, oradan sallayacağım. Maymun düşerse mesele yok. BEN düşersem KÖPEĞİ VUR “ demiş.
Ben Istanbul’a gidiyorum, oradan istediğiniz bir şey var mı?
Hadi hoşça kalın……..
Bugün çoktan beri ihmal ettiğimiz Musıkî’ye dönelim. Hepinizin içinde bir bestekârlık ruhu olduğunu varsayarak bestekârlık konusunda biraz tiyo verelim istedim.
Bestekârlık esas olarak bir ALLAH vergisidir. Benim tanınmış bestekârlara söylediğim bir şey var, bana sen de ( bir beste yap) dediklerinde bunu söylüyorum ve ekliyorum: ”Bestekâr olunmaz, Bestekâr doğulur. Bende o yetenek yoksa ben n’apabilirim “diyorum. Ama iteleye kakalaya bana da üç beste yaptırdılar ve bunlar TRT’den geçti. Dördüncü bestem henüz tasdike gitmedi, yanlış anlamayın, beni sadece beste yapmaya teşvik ettiler ve ufak tashihlerle, düzeltmelerle tamamlattılar.
Türk mûsıkîsindeki bir bestede üç adet unsur bulunur. Güfte, makam ve usul. Önce güfte gelir. Biliyorsunuz güftesiz eserlere SAZ ESERİ denir, peşrevler semaîler v.s. Sözlerden oluşan Güfte eserin belkemiğini teşkil eder. Güfte seçimi çok önemli olduğu için bestekâr uzun uzun araştırır. Bazen de bir yakınının şiirini hatır için bestelemek de var, ama o zaman ya şiir sırıtır, ya da “melodi” yani beste. Genel olarak aruz vezni ile yazılan şiirler daha kolay bestelenir. Sonra hece vezni gelir kolaylıkta. En sonda ise ki ben hiç hoş bulmam o tarzı; serbest vezin gelir. Güfteye karar verildikten sonra bu sözler hangi makama ve usule tatbik edilecek, onun araştırılması yapılır ve mısra mısra melodiler oturtulmaya başlanır, yani beste oluşmaya başlar. Bu husus bir kaç defa tekrar edilir. Sonunda beste kendine yakışan usul ve makama oturmuş olur. Bu karmaşa tabii benim gibi acemi bestekârlar içindir. Ustalar her an beste mırıldanırlar yaşadıkları ortam ne olursa olsun.
Size bir anımı nakledeyim: Yıllar önce üyesi olduğum kooperatifin daire tespiti için kurra çekimi toplantısına gittim. Salona girince orada oturan Meşhur bestekâr, (Koro şefi, yazar, sevgili dostum) Erol Sayan’ hocayı gördüm. Gel otur dedi. Yanında boş yer var. Ben de oturdum. Etraf, ailelerin ve çoluk çocukların gürültüsü ile ayyuka çıkmış durumda. Çekilişe vakit var. Biraz sohbetten sonra Erol Sayan bana, Gel Fahir hadi bir şarkı besteleyelim dedi. Ben o gürültüde nasıl beste yapabileceğimizi düşünürken, Erol hoca mırıldanmaya başladı bile. Âmîr Ateş Hoca’da öyle: Meselâ tavlada bir taraftan attığı zarı oynarken bir taraftan da yeni bir bestenin kelimelerini seslendirir. Besteleri de çok güzeldir tavla oynaması da…Bu iki güzeli nasıl birlikte uygulayabiliyor, hayretler içindeyim.
Bu kadar laftan sonra gelelim gene konumuza .
Bestekârlık bir takım Edebiyat ve mûsıkî bilgileri gerektirir. Doğru kelimelerden oluşan anlamlı bir şiir seçecek. Buna uygun bir usul tesbit edecek ve hangi makamdan besteleyeceğine karar verecek. Tabii bütün bu safhaları geçebilmek için Türk müziği makamlarına, usullere ve edebiyata hakim olacak. Bunlar olmadan bir eser ortaya çıkmaz.(Ben yaptım oldu) diyenlere sözüm yok . Hani (Abdestsiz namaz kılınmaz demiş, karşısındaki( ben kıldım kılındı) deyince ne denir?...Yani demem o ki bir beste yapmaya kalktığınızda önce edebiyat ( yani Türkçe) bilginizi kontrol edin, sonra bu güfteye en uygun usulü bulun , sonra yakışan bir makam seçin. Şimdi besteye başlayabilirsiniz. Bitirince bana da haber verin ki bestenizi tashih edecek bir bestekâr arayalım. Bulamazsak gazeteye ilan veririz.
Amerikada bir profesör, ilmi bir araştırma için maymuna gerek duymuş, yakalayacak avcılar için gazeteye ilan vermiş, nasıl oldu ise TEMEL de bu ilanı okumuş, Prof.’a mektup yazmış.”ben bir köpek ve bir tüfekle sana maymun avlarım” diye ..Tamam. Prof. kabul etmiş. Beraberce Afrikaya, çok maymun bulunan bölgeye gitmişler. Bir ağacın üzerinde bir maymun görmüşler. Temel ağacı var gücü ile sallamış, maymun düşünce köpek üzerine atlamış ve becermiş maymunu. Maymun çok mutlu, Mestü- bîtap.. Atmışlar kafese.Tekrar başka bir maymun görmüşler,Temel gene sarsmış ağacı. Maymun yerde,köpek üzerinde, görevde..
Başka bir ağaçta çok ender bulunan bir maymun daha görmüşler, Prof. ”mutlaka isterim bu tür maymunu” demiş.Temel ağacı sarsmış, hayvan daha yüksek dallara çıkmış, sarstıkça hayvan yükselmiş. Bakmış ki sarsmakla olmayacak, Temel tüfeğini Amerikalıya vermiş.” Al bunu” demiş, “ben ağaca çıkıyorum, oradan sallayacağım. Maymun düşerse mesele yok. BEN düşersem KÖPEĞİ VUR “ demiş.
Ben Istanbul’a gidiyorum, oradan istediğiniz bir şey var mı?
Hadi hoşça kalın……..




